Çıplak Kalp
Elçin Poyrazlar - Doğan Kitap
Komiser Suat Zamir'in Çocuk Şube'ye sürüldükten sonra, günümüz Türkiye'sindeki tarikatlar ve çocuk istismarı gündemiyle paralel bir soruşturmanın peşinden koşturduğu bir cinayet öyküsünü anlatıyor kitap.
Polisiye okumayı/izlemeyi seviyorum. Bir yolla, benim vicdan ve adalet kavramlarını kafamın içinde canlı tutmamı sağlıyor. Adalet sisteminin çalışmadığı yerlerdeki insanların türe ilgisi de, emin değilim ama, büyük ihtimalle bilinen bir durumdur.
Rıza Türmen bir yazısında [1] şöyle bir tanım yapıyor:
Vicdan, kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya yönelten güç. Hukuk, vicdanla birleştiği zaman adalet sağlanır. Vicdan olmayan hukuk, adalet sağlama amacını gerçekleştiremez.
(Tabii bu, “hukuku uygulayanlar” için söylense de polisiye hikâyelerin karakterleri de bu gelgit içinde doğru bir yol bulmaya çalışıyor.)
Kitap, bir kadın ana karakterin öyküsü. Cinayet Büro’dan Çocuk Şube’ye sürgün bir polis, üç kuşak dürüst bir polis ailenin çocuğu, bir whistleblower. (Bir gazeteciye bilgi sızdırıyor.) Vicdanını kariyer planlarının önünde tutan bir insan.
Ne uyku, ne teselli ne de şefkat vardı. Sadece ara sıra içinden çığlık gibi yükselen lanet bir vicdan… Onu da susturursa öleceğine inanıyordu. Maaşlı bir zombiye dönüşeceğine.
Özellikle polisiye okurken, bazı yazarlar bir güç gösterisine soyunuyor. Aşırıya kaçan detaylar, karakterin geçmiş öykülerine aşırı bağımlılık, … Burda gösterişsiz, duru bir dil var.
Bu kitaptan önce iki Suat Zamir polisiyesi daha var. Ama kitap tek başına okunabiliyor. Ben kitabı sırayla okumadım, zaten çok da sevdiğim bir şey değil. Sizin karakterinizle yatıp kalkmıyoz yani günün sonunda, bizim de işimiz gücümüz var. 😄 O yüzden yazarın bu çabası kayda değer.
Günümüz Türkiye’sindeki tarikatlar ve çocuk istismarı gündemini düşününce, kitabın dilini biraz değiştirip “araştırma-inceleme” kategorisinde yayınlasa yayıncı, herhâlde anlamazdık çoğumuz kitabın kurgu olduğunu. (Kitabın bir yerlerinden Timur Soykan fırlayacak diye okurken, sonunda danışmanlardan birisi olduğunu gördüm zaten.)
Kaçak Kuran kursları, apartman medreseleri, tarikat yurtları artık polisin meselesi olarak görülmüyordu. Siyaset belirliyordu suçun ne olduğunu. Suat alt kattaki çocukları götürse, iki gün sonra başkalarının oraya getirileceğinden emindi.
Çocuğun isminin özellikle Samet seçilmesi ve aslında küçük bir kız çocuğu olmasıyla “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmi arasında ne olur bir bağ olsun. 😄 (Bu bilgi spoiler sayılmaz, kitabın başında bilinen bir bilgi.)
Hikâye, her bölümde olayın bir Suat tarafını bir Selim ve Beren tarafını anlatıyor. Bir yerden sonra da birleşiyor. Bölümler kısa olduğu için hem akıcılık bozulmuyor hem de Suat-Selim ikiliğini belirginleştiriyor.
… ama Başkomiser Selim bir Suat Komiser değildi. Daha çok hayvani bir güdüyle yaklaşıyordu polisliğe. İşin inceliklerini, detayları ve tanıkları önemsemiyor gibiydi.
İsteklerini alkol almadan söyleyemeyen, olay çıkarmadan sevgisini gösteremeyen, yetişkin vücuduna sıkışmış ergen bir adamdı Selim. (Bu bana kalırsa potansiyel bir kadın katilini de tanımlıyor ama neyse.)
Beren çok iyi bir katkı öyküye. Suat’ın tarikat ayininden sonra dibe vurması, o sırada Beren’in bir yolla yanında olması acayip duygusal bir bölümdü. Entelektüel düzeyi de en yüksek olan o galiba karakterler arasında.
Öfke ve rekabetten şefkate hiç yer açmamıştı hayatında. Beren’i belki bu yüzden seviyordu, içinden tanımak istediği bir Suat’ı çıkardığı için.
“Gatsby” diye mırıldandı Beren.
”Ne dedin?"
"Adam kendine Gatsby malikânesi yapmış."
"O kim? Ne diyorsun Beren?”
Beren Selim’e yanıt vermedi.
Polis bürosu ortamının tasviri bütün meslek gruplarına uygulanabilecek bir tasvir bence. Aynı erkekliğin meslek değiştirmiş hali.
Karakterlerin kitaptaki güncel varoluşlarıyla arka plandaki büyüme hikâyeleri de birbiriyle hayli örtüşüyor.
Suat’ın tarikatın suç düzenine aşırı bir öfkeyle karşı çıkışı biraz da zaten kendi hayatındaki erkeklikten illâllah etmesi ve onun bir adım ötesinin ne olabileceğini Samet’in ağzından duyması sanki.
Zaten kız diye bir şey de yoktu babasına göre. Herkes erkek doğuyordu. Anneler bile erkekti. Eksik erkeklerdi.
Kitabın ilerlediği yapı çok kolay anlaşılır. Öykü, gelişme, zirve heyecanı, …
Uzundur her fırsatta dillendirmeye çalıştığım genelde de anlatamadığım şey kitapta karşıma çıkınca çok sevindirik oldum. Hakikatle arasına büyük mesafeler koymuş insanların gerçekçiliği karamsarlık veya idealistlik olarak anlaması yanılsaması.
“İdealist bir polissin yani?”
Hayır, gerçekçiyim.
Kapanışı Suat’ın otoriteye meydan okuyan ve alaycı alıntılarıyla yapayım:
“Sizin siyasetiniz, ittifaklarınız sikimde bile değil. Ben birkaç çocuğu arıyorum Timur. Sadece birkaç çocuk. O kadar. Bu sapıkların elinden onlan kurtarsam yeter.”
“Merak etme senden değil” dedi Suat alaycı. (Selim’e Samet’i tanıtıyor.)
Beren’e kalkmaları için tam işaret edecekti ki telefonu çaldı. “Bokyedibaşı” yazıyordu ekranda. (Selim arıyor.)
Yaz - 2024