Kemal Yılmaz front-end developer

Kitap İkonu Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme

Barış Bıçakçı - İletişim Yayınları

Kimlik, varoluş, diğer gözün bizi nasıl gördüğü, benlik, ... üzerine bolca yanıtlanmamış zor soru.

Her ne kadar varoluş sorgulamalarını okuması zor gelse de, kitapta edebi dille, anlatı arasında iyi bir denge var. En şiirsel yer bile bir yolla bir hakikâte bağlanıyor. Benim, okurken kaybolmamı engelleyen olumlu bir şey bu.

Kendi çocukluğuyla yüzleşen Ceren’in varoluş öyküsü, kendini tamamlama arayışı, sonunda da gerçekle yüzleşmesi. Burada elli yaşındaki bir kitap kahramanının tekil öyküsü gibi görünse de modern insanın kontrol edemediği yazgısı gibi geliyor bana.

Peki bütünlüğü ne pahasına elde ettin? Kendisi cevaplardı: Yalnız kalmak pahasına!

Hikâyelerdeki değişik karakterlerin dönüp dolaşıp anlatıcının kendisi çıktığı öyküler, birbiri içinde eriyen olaylar, kendine dönüşler, … bir tür hayal evreni yaratıyor. Bu tip metinleri okurken zorlansam da kitabın genelinde var olan boşluk hissini anlatmanın çok başarılı bir yolu olduğunu düşünüyorum. (Biraz daha çok kitap okursam daha az zorlanırım diye düşünüyorum. 🙂)

Türkçe edebiyatta güncelliğini büyük ihtimalle bir 400 yıl filan daha koruyacak olan, varoluşunu ancak bir erkeğin varlığı üzerinden tanımlamaya mahkûm edilmiş kadın anlatısı da kendine bir çeşitlemesiyle yer bulmuş.

Kapısının önüne koyduğu kırk dört numara ayakkabılarla o evi, geçmişi, kendini korumaya çalışıyor. Ayakkabıları görenler içeride bir erkeğin olduğunu düşünecek. Evde bir erkek var!

Onu kapının önüne bir çift erkek ayakkabısı koymaya, bu acıklı dekora mecbur bırakan ruh halini bilmek istemiyor.

Benzer konular kendine diğer bölümlerde de yer buluyor..

Acı gerçek. Kadınlar acı gerçekleri bütün açıklığıyla görür ve hemen saklarlar. Öyle bir saklarlar ki sonra kendileri bile bulamaz.

Aramızda bir rekabet vardı, hangimiz daha çok okuyor, hangimiz daha bilgili, yarışıyorduk düpedüz. Liderlik yarışı. Erkekler pek girmiyordu bu yarışa, biz kadınlar nefes nefese kalıyorduk.

Yaşam ve varoluş sorgusunun en açık konuşulduğu öykü, kalabalık bir kuyrukta geçiyor. Neyi bekliyoruz? Neden bekliyoruz?

“Peki biliyor muyuz sahiden niçin sıraya girdiğimizi?”

“Yaşadığımızı anlamak telaşıyla…” diyor sakallı genç.

‘Bekliyoruz… Varlığımıza ikna olmak umuduyla bekliyoruz… Kısacık bir an için de olsa, ölmeden az önce de olsa varlığımıza ikna olmak umuduyla…”

Alttaki bölüm, anlatması hayli zor bir konunun iyi yapılmış özeti gibi.

Böylece yalnızlığının ucunu sivriltmiş, tek başınalığı bir silah haline getirmişti.

Belkıs hikâyesindeli işsizin kendini Belkıs’ın günlüğünde bulamaması, kendiyle yüzleşmesi, kendini eski sevgilide bulma çabası, …

Sonra birden günlükte benimle ilgili hiçbir şey olmadığını fark ettim. Aradım, taradım, tek bir cümle bile yoktu. Yoktum. Eşim Belkıs benden hiç söz etmiyordu! Sarsılmıştım..

Kitap, bana insanın yalnız kaldığında kafasının içinde döndürdüğü hikâyeleri anımsattı.

Bolca yaşam, yalnızlık, varoluş anlattıktan sonra bir ölü yıkayıcının sesiyle bitiyor kitap.

Ölü Yıkayıcı

Memnun kaldınız mı?

Sözlük: Hini hacet parası olası ihtiyaç için saklanan para (Arapça) - müştemilat bekçi, korucu ya da hizmetçilerin yaşadığı ek binalar (Arapça) - huşu aşağıdan alma, alçak gönüllülük etme (Arapça)

Sonbahar - 2024