Ecel Çiçekleri
Elçin Poyrazlar - Doğan Kitap
Kadına yönelik şiddet, vahşi olay yeri sahneleri, vıcık vıcık amsalak erkekler, beyaz kasımpatılar. Bu birinci hikâyesinde Komiser Suat Zamir, seri işlenen erkek cinayetlerini çözmeye çalışıyor.
Kitabın genel çerçevesi; kadına yönelik şiddet, cezasızlık ve erkeğin iktidar sorunlarıyla ilgili. Kitapta sık sık bu konulara işaret ediliyor.
“Erkekler yani. İki şey onlar harekete geçiriyor. İktidar ve seks.”
“Kaltak lafına bozulmadım aslında” dedi yere bakarak. “Sen git erkek amirin gelsin demesine kızdım.” (Suat, hödük ama sivil birine şiddet uyguluyor.)
“Bu ülkede her gün bir kadın tecavüze uğruyor ya da öldürülüyor. Bunun bize nasıl bir şüpheli havuzu yarattığının farkında mısın?” dedi iç çekerek.
Bayan dediğin uysal olmalı. Yani öylesi daha makbul. Pardon ama car car konuşursan öyle, yersin tokatı, di mi ablam?”
“Bir yıl önce imam nikâhıyla evlendik. Anam öldü, babam bana bakamazdı. Kocaya verdiler” dedi kısacık hayatını bir çırpıda özetleyerek.
Bu kitap da sahne sahne ilerliyor ama Çıplak Kalp’te olduğu gibi kesin ayrım yok, bölümler daha iç içe.
Suat-Selim, okullu-alaylı, “güçlü kadın”-erkek çatışması daha belirgin ve daha şiddetli. Bu çatışma bir yandan da aralarındaki duygusal/cinsel çekimin de zemini olarak kullanılmış anladığım kadarıyla.
Selim hışımla başını Suat’a çevirdi. “Adam gibi polisim. Sizin gibi büyük diplomalarım yok ama taşaklarım var. Sende var mı?” diye bağırdı Selim.
“Komiser Selim benimle bir daha böyle konuşursan takkeleri değişiriz. Ben senin ne öğrencin ne de kız kardeşinim”.
Öfkelenince kestane gözleri nasıl da güzel parlıyordu. Hayır. Ona karşı romantik bir ilgisi yoktu. Bir kere çok erkeksiydi. Feminist miydi acaba? Saçı da kısa sayılırdı. Hazırcevaplığını, korkusuzluğunu seviyordu. “Erkek olsa acayip iyi kankam olurdu” diye düşündü.
Suat karakterinin Selim’e karşı “kadınlığını kullanmak” yolunu bir seçenek olarak aklından geçirmesi bile çok mantıklı gelmedi bana. Çok da düşünmeden “siktir’i çekeceğini” zaten biliyoruz bu vakte kadar.
Böyle erkeklerle başa çıkmanın iki yolu vardı; ya kadınlığını kullanacaktı ya da onun anlayacağı erkek dilinden konuşacaktı.
Sonrasında Suat’ın aile dramı anlatısıyla biraz toparlama geliyor ama yine de çok başarılı sayılmaz.
Ailesi sağ olsun, erkek dilinden konuşma ve erkek gibi yaşama konularında onu pek iyi hazırlamıştı. Ailesi derken dedesi.
Suat’ın öyküsü, büyürken dedesinden gördüğü sevgi ve onunla kurduğu bağ, mesleğini yaparken yol göstericilerinden bir tanesi.
“Baban da çok iyi polisti. Bu dünyadan göçmeseydi ne kahramanlıklar yapardı. Ama lanet yangın onu bizden aldı” der, yüzünü yana çevirir, sessizce ağlardı. O zamanlarda dedesinin dev bedenine tırmanır, yüzünü öperdi. Sarılınca sakinleşirdi yaşlı adam. “Haydi, ne yemek yapacağız bugün Suat Hanım? Televizyonda da güzel bir film varmış, hem izler hem yeriz. Ha?”
Suat, tamam karizmatik karakter filan ama leş gibi sigara koktuğu gerçeğini de unutmayalım ondan hoşlanmadan önce. 😄 Çünkü cofur cofur sigara içiyor. Suat’ın dedesi sigaradan ölüyor, akciğer kanseri. Ölmeden önce şöyle diyor:
“Ben öleceğim ama sende yaşayacağım güzel evladım”.
“Yanlış anlama“‘yla başlayan erkek cümleleri nereye gider?
“Sakın yanlış anlama Burcu” diye söze girdi İbrahim. Burcu “yanlış anlama” sözünün nereye gideceğini tecrübeyle öğrenmişti. Hep yanlış şeylerle biterdi.
Çocukken, babaannesinin anlattığı, sistematik şiddete uğrayan bir kadının içinde biriken öfkeyi anlatan yerel öykü, Suat’ın hafızasında yer ediyor.
Kadın elinde bıçak, çocuklar arkada korkudan tir tir titrerken, “Kalk ulan, canlan da seni bir daha öldüreyim. Dokuz canın varsa dokuzunu da öldüreyim” diye yerde cansız yatan, karnı delik deşik olmuş adama bağırıyordu.
Suat’ın bir feminist eylemde işkenceci bir Çevik Kuvvet polisine silah çekmesi, iki eylemci çocuğu alandan kaçırması hikâyesi, benim çok da sevmediğim, gerçekdışı bireysel bir kahramanlık öyküsü yaratıyor hikâyenin orta yerinde. Suat’ın bu hikâyede genel olarak daha bireyci olması biraz anlaşılır kılabilir bunu belki fakat toplumsal gösterilerde bunun tam tersi yaşanıyordur diye tahmin ediyorum.
Kitapta yine de bu iyiliğin karşılığında aldığı bir yardım var. En azından devamlılık açısından bir sorun yok diyebilirim.
Türkiye’de kamuoyuna yansımış kadın cinayetlerindeki gerçek isimleri birbirine karıştırıp kurgu bir kitaba eklemek ne kadar iyi bir fikir emin değilim. (Ben burada yeniden alıntılamıyorum.)
Kadri Özer’in tiki çok da önemli bir detay değil ama tuhaf bir şekilde hoşuma gitti.
Katilin adalet anlayışıyla polisin adalet anlayışının ortaklaştığı yerler adaletin nerede başlayıp nerede bitmesi gerektiğiyle ilgili soruları hatırlatıyor.
Ona soracağı yüzlerce soru vardı. Tuhaf bir hayranlık hissi yerleşti içine. Sonra hemen utandı bundan. “Kendine gel” dedi kısık sesle.
Kitabın sonundaki, katilin bütün hikâyesinin anlatıldığı, bölüm çok duygusal çok insani.
Gerçek dışı da olsa kitabın sonundaki yükselişin başarılı bir bitiş olduğunu düşünüyorum. Çıplak Kalp’te de benzer bir korku filmi sahnesi var ama bu daha güçlüymüş. Ben kurgunun, bu bitişle hakikatin ortasında bir yerlerde olduğu metinleri seviyorum. Bu kitapta daha çok bir gelgit hâli vardı.
Sözlük: kelp köpek, kelb, (Arapça) - kulampara (cinsellik) oğlancı, (Arapça)
Yaz - 2024